Bir Belarus kabusu: Vitebsk

Bu korkunç yere bir daha gitmeyi düşünmüyorum.

Eski bir Sovyet ülkesi olduğu için çok gelişmemiş olduğunu tahmin ediyorsunuzdur. Şimdi o tahminlerinizi unutun. Çünkü orası hiç gelişmemiş.

Benim çocukluğumun Türkiye’si gibi. Yani bundan nerdeyse 25-30 sene öncesi.

Öncelikle uçakla Minsk’e ilk inişimi anlatayım. Bu ülkeye ayak basmak için havaalanından vize alabiliyorsunuz. Türkiye’den vize almaya kasmanıza gerek yok yani. Tabi benim gibi her seyahata çıkarken dünyadan aya çıkan ilk kadın olacakmışsınız gibi davranıyorsanız, işinizi ertelemeden ülkenizden vizeyi alırsınız. Böylece Belarus konsolosluğunun Ankara’da anlaşmalı olduğu osunduruk bir turist bürosuna gidip, yarı Rus yarı Türk şişman abiye normal vize parasının 3 katı kadar para verip, bu düzenbazlıktaki yerinizi alırsınız.

Havaalanına indiğimde upuzun ve iri yarı Rus kızları vardı pasaport kontrol gişelerinde. Sadece kadınlar. Ve öyle net, öyle sertler ki ne derlerse açıklama yapmadan sadece uymanızı tavsiye ederim. Havaalanında asansör yok, yürüyen merdiven yok, bizim 90’ların postaneleri gibi.

Neyse bu meymenetsiz kadınlarla daha sonra tekrar karşılaşacaktım ama Vitebsk’e gitmem gerekiyordu.  Minsk’ten arabayla yaklaşık 3 saat sürüyor, tren ve otobüs de var. Eskiden bir ticaret merkeziymiş. Önce Litvanya’ya, sonra Polonya’ya, sonra da Rusya İmparatorluğu’na geçmiş. Beyaz Rusya bağımsızlığını kazanınca nihayetinde buraya dahil olmuş. Buranın 4. Büyük şehri.

Gezilecek yerler:

  • Ünlü ressam Marc Chagall’in evi (Vitebsk’deki en romantik şey)
  • Yakub Kolas Ulusal Akademik Drama Tiyatrosu
  • Barbara Katolik Kilisesi
  • Alexander Nevsky Kilisesi
  • Trinitarian Klisesi

Taksiler eski, insanlar soğuğun depresifliğinden midir bilinmez hep koyu renk giyinmişler. En kötüsü de  ülkede İngilizce bilen yok! Genel olarak durgunlar (suratsız diyerek bütün ülkeye hakaret etmek istemedim) diyebilirim, mütemadiyen içiyorlar da diyebilirim. Artık bir ısıtma sistemine dönüşmüş olmalı onlar için votka. Otobüste içen gördüm, uçakta, sabahın 7’sinde otel lobisinde, sokakta.

İlginç olan: rezillik çıkaranlara rastladım ama kimse garipsemedi. Doğal karşılanması alışmış oldukları izlenimini uyandırdı bende.

Gezdiğim yerlerden en süper free shop tecrübelerimden biridir sanırım Minsk havaalanınınki. Votkalar bir ucuz, aman bir ucuz ki sormayın. 3 euro’ya, 5 euro’ya kocaman votkalar. Alkol külliyen ucuz.

Dönüşte uçağın bozulması sayesinde uçak kalkmadı, bizi uygun uçuşlara yerleştirmeleri saatler sürdü. Bu süreçte bütün seyahat planlarımı ; Paris’te okumaya giden bir kız dışında İngilizce muhatap olacak bir kimse bulamazken ; değiştirmek zorunda kaldım. Bir ara ağlayacak gibi olduğumu hatırlıyorum. Köhne bir yer ve herkes arasında Rusça konuşuyor, internet  zayıf. Ahmet’i arayıp Estonya’ya varmamın ertesi öğleni bulacağını, bana Letonya’da havaalanına çok yakın, kalacak bir yer ayarlamasını söyledim…ki oradan sabah otobüsle Estonya’ya geçerek sehayatimin normaline dönebileyim.

airbaltic

İngilizce bilmeyen hostesler, arıza yapan uçaklar…Hepsi, hepsi Air baltic’te!

Bütün bunlar olurken vizemin olmadığını görevlilere söyledim, beni  misafir etmeye niyetleniyorlardı ama orada bir gün daha kalmak istemedim.

Derken uçakta tek İngilizce bilen insanı buldum ve tesadüf biletlerimiz yanyana kesildi. Letonya’da inene kadar onunla muhabbet ettik ve biraz gevşeyebildim. Sonra…sonrası minibar işte.

E.

Reklamlar